


Kelime olarak Arapçadan dilimize geçmiş bir sözcük olan “Zaman” Türk Dil Kurumuna göre; bir işin bir oluşun içinde geçtiği ya da geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit, belirlenmiş olan andır. Çağdır, mevsimdir, devir ve dönemdir.
İnsanoğlu olarak zamanın içinden geçtiğimizi düşünürüz. Ya da zamanı bir yerden başlayıp bir yerden biten çizgi gibi tahayyül ederiz. Ve hatta ders alınmadığında aynı şeylerin tekrarını yine zamanın ruhuna fatura ederiz. Hemen ardından dünya dediğimiz bu âleme ölçüler koyar, sonra da koyduğumuz bu ölçülere uyar, tabi oluruz. Anlam yükleriz, hislerimizle şekillendirir ve yaşadığımız süreyi belirleriz. Belirlediğimiz bu zaman dilimlerinde kendimize roller belirler ve bu rolleri kendi zamanımızın bir zorunluluğu olarak kabul ederiz.
Hadi takıldığımız ve özelleştirdiğimiz duraklardan birisi olan, bizim ölçütlerimizde bir yılın bitip yeni bir yılın başlaması olarak tanımladığımız, kendimizce anlamlandırdığımız bu süreye bir isim verelim. Mesela “2026” diyelim. Bu sayıyı yaşamımızla örüp, ilmikleyelim. Sevgiye, nefrete, neşeye, öfkeye, güzele ve çirkine boğalım. Heves ve arzularımızla doldurup, kıskançlıkla sarıp sarmalayalım. Ve hep eskitip, bitirelim. O bizi, biz onu eksiltelim…
13,7 milyar yıllık evrenin içinde bir toz tanesi olan dünya dediğimiz 4,5 milyar yıl yaşındaki bir gezegen ve arz küre üzerinde daha dün var olan insanoğlu… Varlığın merkezi, bütün zamanların efendisi ve doğanın hâkimi! Fizik ve Metafiziğin mucidi, isim babası… Ancak inancımıza göre sadece ve sadece kendisine bahşedilenlerle imtihan olunan bir kul… Hemen her şeyiyle zaman diye tanımladığımız fizik ötesi duruma ayarlı, mahkûm edilmiş bir sistem ve bu sistemin başrol oyuncusu…
2025 bitti… Belirlediğimiz ölçü ve bu ölçüyü adlandırdığımız rakamlara göre 2026 yılına giriyoruz. Kutlu olsun! Yanlış anlaşılmasın lütfen Noel’ i kutlamıyoruz. Noel, her yıl 25 Aralık’ta Hz. İsa’ nın doğumunun kutlandığı Hristiyan bayramıdır. Kaldı ki Noel sözcüğünün kökeni Latince Natalis (doğum) kelimesinden gelmektedir. Bazı ülkeler 24-25 Aralık tarihlerinde bazıları da 6 Ocak’ı Noel olarak kutlarlar. Hristiyanların inancının yaşandığı ülkeler Noel tatilini yılbaşı tatiliyle birleştirerek yeni yılı birlikte kutlarlar.
Tarihte biraz daha geriye gittiğimizde 25 Aralık tarihi Roma İmparatorluğu’nda güneş tanrısının doğum günü olarak kabul edilirdi.
Türklerde ise bu kutlamanın adı Nardugan’ dı. Moğol dilindeki Nar (Güneş), Türk dilindeki Tuqan (Doğan) sözcüklerinden oluşmuştur. Tatarlar bu bayrama Koyaş, Başkurtlar, Udmurtlar Nardugan veya Mardugan, Çuvaşlar Nartavan veya Artukan, Zırizyalar Nardava, Mokşalar Rardvan adını vermişlerdi.
Dün olduğu gibi bugün de bütün dünya genelinde yılbaşı kutlaması dinsel bir kutlama değil, evrensel kültürün bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu kutlamalara katılanların katılmayanları, katılmayanların katılanları rencide edici söz söylemesi, olumsuz fiillerde bulunması etik değildir. Genel ahlaka ve toplumsal kurallara, inanılan dinin emir ve yasaklarına uyarak yapılan her türlü eylem ve tutum kabul edilebilir bir faaliyet olarak değerlendirilmelidir. Çünkü kutlanan bir inancın ritüeli değil, insanlık alemi olarak koyduğumuz bir ölçüde eşik atlanmasının heyecanıdır.
Velhasıl dostlar, dini bayramlar, kandiller, ulusal bayramlar ve yılbaşı gibi özel gün olarak kabul ettiğimiz bu kutlamalar, hediye alıp vermeler insanlarda mutluluk, kaynaşma, birliktelik ve herkese karşı sorumluluk duygularını geliştiren fırsat dolu zamanlar olarak değerlendirilmelidir.
Nietzsche’ye göre yeni yıl; değişimi sonraya ertelemenin toplumsal bahanesi, Marx’a göre ise patronların emek sömürüsünü kamufle ettiği bir takvim yaprağıdır. Ancak takvim değişse de sistem kendisini devam ettirir. Değişmeyen bu sistem, insan tabiatının toplumsal hayata yansımasıdır. Biliyoruz ki insan da kendisini aşmadıkça değişemez.
Biraz da ben düşüneyim ve katkı sağlamaya çalışayım. Zamanı bir olgu olarak düşünüyorum. Yani, zaman belirlenmiş olandır, seninle var olup sensiz yok olandır. Ölçü varlığının süresidir. Çağdır, mevsimdir, devir ve dönemdir. Yaşadığımız süreye verdiğimiz anlamın boyu, boyutudur. Bu nedenle herkese göre farklı yansımalara sahip olacaktır zamanın izdüşümü.
Birkaç tespitle devam edelim…
Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı. Bu İnanç’tır.
Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşebileceğini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır. Bu Güven’dir.
Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız. Bu Ümit’tir.
Yeni yılda yeni ümitlere yelken açarız ama yeni yıl ümit yerine yüzleşme dayatır. Kendisiyle yüzleşebilen aynı yanlışı tekrar etmez. Esas sorunumuz aynı hayatı yaşamayı istemediğimiz halde aynı reflekslerle zamanı bitirmeye devam ediyor olmamızdır. Aynı şeyleri yapıp, aynı hayatı yaşamaya devam edip buna “başlangıç” demek kendini kandırmak, hayatı ve zamanı ıskalamaktır.
Bütün bunların ardından hayatlarında bulunma şansına sahip olduğum insanlara sesleniyorum.
“-İnançlarınıza bağlanıp, kendinize güven duyarak ümit ettiğiniz her şeyi gerçekleştirmeyi,
–Sevdikleriniz ve sevenlerinizle size verilen yaşama şansını her zaman sağlık, huzur ve mutlu geçirmenizi,
-İyi olanın hüküm sürdüğü, tabiatla barışık, bütün canlıların yaşam hakkına saygılı, adil ve tertemiz bir dünyayı,
-Sahibi olduğumuz ve bizlere bahşedilmiş olan zamanın tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini arzu ediyor, güvenle yaşayacağımız yarınlarımız olsun diliyorum.”
Ve sevgili dostlar insanlığın en çok ihtiyacının olduğu bu dönemde, tüm dünyada her türlü kaostan uzak, barış, huzur ve kardeşlik dolu, adaletin, empati ile hoşgörünün hâkim olduğu nice yıllarımız olsun diyor, sevgi ve saygılar sunuyorum…
Kendimizi kandırmadan, hayatı ve zamanı ıskalamadan, afetlerin yaşanmayacağı nice yıllar dileğiyle…
*
HÜSEYİN KANZA





DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN