


Dünya, Venezuela’yı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ yu konuşuyor. 3 Ocak 2026 tarihinde Maduro, yatak odasında eşi Cilia Flores ile uyurken Amerika’nın Delta Force komandoları tarafından kaçırıldı. Amerika Birleşik Devletleri bu operasyona “Mutlak Kararlılık Operasyonu” adını verdi. Amerika’nın haydut devlet olduğunu bilmeyen var mı? Ancak, bir ülkenin devlet başkanının, üstelik yatak odasında, bir başka ülkenin silahlı kuvvetleri tarafından -çok kısa- bir süre içerisinde derdest edilmesi enteresan ve ibretlik bir durum değil mi?
Adınız devlet olabilir ama vatandaşla bağınız yoksa, içi boş bir teneke kutusu ya da çöp kutusundan başka bir şey değilsinizdir. Venezuela olayı bu gerçeğin, son örneği olarak tarihin kaybedenler kulübündeki yerini almıştır. Ancak, Venezuela halkının, devlet başkanlarının başına gelen bu utanç verici durumdan dolayı utandığını ve acı çektiğini düşünmüyorum. Çünkü utanma ve acı yaşanan olayın verdiği bir duygu değildir. Ya nedir? Olaya verilen anlamın bir getirisi, sonucudur.
Yani, Venezuela halkı bu olayı içsel değil, dışsal olarak yaşadı. Dış olaylar nötrdür ve kişiyi, kişilerden oluşan toplumu etkilemez. Oysa, algı ve olaya yüklediğin anlam değiştiğinde duygusal deneyiminde değişecektir. Seçimler, davranışlar ve tepkiler bu anlam üzerine şekil alacaktır.
Ne demek istiyorum?
Devlet başkanlarının düştüğü bu durum Venezuela halkını etkilemedi, üzmedi dedik. Hatta görüldü ki, silahlı kuvvetler ve iç güvenlik birimlerinden bir kişi dahi olaya karşı gelmedi, müdahil olmadı. Bu durum, bizi olduğu kadar dünya genelinde milyonları şaşırttı ve garipsemesine sebep oldu. Aslında olay gayet basit, açık ve şeffaftı. Hayata, kendi penceresinden bakarak yorumlayanlar, başka pencerelerden bakmayı beceremeyen kişi ve topluluklar gerçeği ıskalardı. İşte yaşananlarda buna bir örnek olarak kayıtlara geçti.
Amerika hayduttur, emperyalizmin en büyük temsilcidir falan… Ee, ne yapalım? Bu gerçeği nasıl değiştirip, dönüştürelim. Biz böyle düşünüyoruz, böyle söylüyoruz dediğimizde Amerika değişecek mi? Ya da gerçek başkalaşacak mı? Amerika Birleşik Devletleri bizim dışımızda bir oluşum ve bizim dışsal bir gerçeği değiştiremeyeceğimiz ortadadır. Değiştiremeyeceğimiz bu gerçeğe karşı kendimizi nasıl korumamız gerekiyor? Doğa kaynaklı olaylarda, depremde olduğu üzere zarar görmeden bu duruma karşı nasıl hazırlık yapacağız? Esas sorunumuz bu gibi gözükmektedir.
Emperyalizmi bükemeyiz. O, hep vardı ve var olmaya da devam edecektir. Zaman, mekân ve aktörlerin ismi değişir ama bu gerçek insanoğlunun yaşamındaki yerini sürekli korur. Ayrıca geçmişi, koşulları ve içinde bulunduğun zamanın getirdiklerini inkâr edip, kendine göre bükemezsin. Yapman gereken tek şey vardır. İç kodlarını, algını değiştireceksin. Zamanın ruhunu anlayacak, gerçeklere duygu elbisesi giydirip, süslemeyeceksin. Kendini kandırmaktan vaz geçeceksin. Gerçek yalındır, çıplak ve görünendir. Kabul edecek ve buna göre önlem alacaksın. Bunu yapmadığında aynı duvara tekrar tekrar çarparsın ve bunun nedenini de hiçbir zaman anlayamazsın.
Amerikan emperyalizmi bugün Venezuela’ ya çöktü. Bu çöküş uzaktan oldu ama tamamen gerçektir. Bir ülkenin başka bir ülkeyi işgal edip yönetmesi, kaynaklarını doğrudan kullanmasına sömürgecilik diyoruz. Ülkenin, görünüşte sahibi oranın vatandaşlarıdır ancak yerel halkı çalıştırarak kazancı kendi ülkesine götürmek sömürünün her zamanki düzenidir. Çürük devletler bu düzenin sürekli kaybeden, zarar eden müşterileridir.
Halkını arkasına almayan bir yönetimin ordusu cephede kazanamaz. Ordusu disiplinli ve vatansever olmayan bir ülke var olamaz veya devlet olarak kalamaz. Ordunun temel görevi ülkeyi korumak ve gerektiğinde bunun için savaşmaktır. Peki, Venezuela ordusu neden savaşmadan, tek kurşun atmadan devlet başkanlarını yabancı bir güce yatak odasında teslim etmiştir?
Cevabını hepimiz biliyoruz aslında. Halka, demokrasiye dayanmayan, dünya gerçeklerine kendi penceresi dışında bakıp göremeyen ve bu çerçevede kendisini evirmeyen yönetimler yıkılmaya, dökülmeye ve bükülmeye mahkumdur.
Sözün özü, Amerika Birleşik Devletleri kendisine yakışanı yapmıştır. Amerikan vatandaşının refahı, mutluluğu ve konforlu yaşamının devamını sağlamak için sömürmeye devam etmektedir. Bu yüzden başka ülke insanların hakkını, hukukunu düşünmesini beklemek, bu ülkelere demokrasiyi getirdiğini, insan haklarını egemen kılmaya çalıştığını düşünmek safdillik olur.
Bu emperyalist amaca yenilmemek için, kalıcı devlet olabilmek için dünyada olan bitene ülkemizin çıkarları penceresinden bakmaktan başka çaremiz yoktur diye düşünmekteyim. Devletler arasındaki ilişkilere, sürekli dostluk ya da düşmanlık kılavuz değildir. Karşılıklı çıkarlar en önemli iletişim aracıdır. Dünyayı anlamak ve var olabilmek için dünün dersleri ile bugünün gerçekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu anlamdaki duygusallık yanılsamadır ve hayatın gerçekleri duyguyu büker. Bükülmek istemeyen toplumlar, iç dinamiklerini gerçeğe bakan pencerelerden edindiği olgularla örmelidir.
“Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir” diyerek çağımızın tehlikesini işaret eden George Bernard Shaw’a ve “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözünde ifadesini bulan olguya selam olsun. Bu olgu bütün afetlerde direnç geliştirme kapasitemizin altında yatan gerçeklerin senaryosudur. Bu senaryoyu çağın gerçeklerine uygun hale getirmeyen toplumlar maddi ve manevi zarara açık toplumlar olduğu gibi bağımsızlıklarını da kaybeden toplumlar olacaktır.
Afetsiz günler dileğiyle…
*
HÜSEYİN KANZA





DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN