


Dünyanın gündemi ekonomik temelli ve din eksenli savaşlara kilitlenmiş durumda. Eğer farkındaysanız son zamanlarda, insan topluluklarının temsilcisi olarak ortaya çıkan aklıevvel bazı liderlerin (!) insanlığa ve yaşam alanımız olan tabiata verdikleri zararlar akıl almaz seviyelere ulaştı. Doğa kaynaklı afetler yetmezmiş gibi insan kaynaklı afetler (savaş, terör vb.) kapımızı çalmaya devam ediyor. Ve korkarım ki geçmişimizde olduğu gibi büyük yıkımlar, felaket ve karmaşalar bizi bekliyor.
Bu çirkin ve kötü durumları konu eden haber-programları görsel ve yazılı medyadan sürekli izliyoruz. Bunlardan uzaklaşmak ve biraz insansı olana yönümüzü çevirmek adına bugün farklı bir konuyu yazmaya çalışacağım. Belki de dikenlerin arasındaki gülü işaret etmektir amacımız. Ya da acı, kan ve gözyaşına inat hayatın neşeli, esprili yönüne göz kırparak yanılsamaya yön çevirmektir.
Her ne ise bilemiyorum, ancak toplumun çekirdeği aileyi oluşturan evlilik mevzusunu birkaç düşünürün bu konudaki görüşleriyle harmanlayıp, bir nebze de olsa magazine bulaşalım isterseniz. Bu satırlara sığmayacağını düşündüğüm bu konuyu birkaç haftalık bir yazı dizisi şeklinde sunmaya çalışacağım. Bugünkü yazımız konuya giriş yazısı olsun efendim.
Friedrich Wilhelm Nietzsche evliliği uzun sohbet olarak tanımlar. O yüzden evlenecek erkeğin kendisine şu soruyu sormasını ister. “Bu kadınla bir ömür boyu konuşabilir miyim? Çünkü tutku biter, geriye sadece zorunluluk kalır” der.
Tolstoy ise, “evlilik erkeğin yaratıcı gücünü emer!” diyerek başka bir tespitte bulunur. Ve Arthur Schopenhauer noktayı koyar: “Bekar kendine aittir, evli başkalarına. Evlenen erkek artık kendi hayatının değil başkasının senaryosunu yaşar. Evlenmek, haklarını yarıya indirmek ve görevlerini iki katına çıkarmak demektir.”
Üç filozof üç çağ ve tek uyarı…
Birçok düşünür; yaşadıkları dönemlerin etkisiyle, kendi yaşadıkları olaylardan pay çıkartarak, evliliğe kendilerine göre anlam yüklemişlerdir. Olumsuz olduğu kadar olumlu anlam yükleyen düşünürlerde mevcuttur. Örneğin bunlardan birisi olan Kierkegaard evliliği Tanrı’nın bir sınavı olarak görür. Evliliği tensellikten ve dünyevi zevklerden farklı, ebedi bir sonsuzluk olarak değerlendirir. “İnsan yaşamında ancak bir kez sever ve kalp ilk aşkına evliliğe- tutunur.” diyen düşünür, ilk olanın her zaman değerli olduğunu söyler. Düşünüre bu konuda katılmazken, evlilik yapmayan Kierkegaard ve Schopenhauer’ un evlilik konusundaki bu tespitleri beni çok şaşırtmıştır.
Aslında bu sorunsal durum yani kadın erkek ilişkileri, insanlık var olduğundan beri üzerinde tartışılan bir meseledir. Büyük çoğunlukla bu sorunun merkezinde iki ayrı cinsin birbirini anlayamaması yatar. Birbirini seven iki ayrı cinsin temsilcisi, sosyal ve yasal zorunluluklar nedeniyle çatısı altına girdikleri evlilik kurumunu bir yıpranma evresine çevirirler. Ve zamanla birbirlerini bitirirler. Sonra da biten bu ilişkinin suçlusunu ya da suçlularını ararlar. Ve zaferin bin tane babası varken yenilgi hep öksüz kalır…
Aile olabilmek ve kalabilmek için hangi sorunları aşmalıyız?
Toplumun temeli olarak bildiğimiz aileyi oluşturabilmek, sıcak bir yuva kurabilmek, karşı cinsten sevdiğin ve istediğin biriyle hayatını birleştirebilmek gibi sorunlarımız her zaman olmuştur. Ve bu sorunlar toplum ve kişiler özelinde etkisini halen devam ettirmektedir. Sanıyorum ki insanlık var oldukça da bu etki sona ermeyecektir.
Öyleyse bildiğimiz ve görünüşte çok basit olan ancak sürekli hayatımızda taşımak zorunda kaldığımız bu sorunları nasıl aşalım? Dolayısıyla evlilik kurumunun biraz daha içine girelim isterseniz.
Evlilik, Kierkegaard’a göre teslim olmaktır. Fedakâr olmayı gerektiren bu teslimiyeti kabullenip, olumsuzlukları bir kenara atarak ideal olan arzulanırsa, kişiler mutlu olabilirler. Yani ilk teslim olarak fedakârlıklarda bulunmak olarak gözükmektedir. Genel anlamda kadın için zor olmasa da erkek cinsi bu durumu ne kadar süre kabullenebilir veya bu halin erkek için sürdürülebilirliği ne kadar olasıdır!
Tam da burada Kierkegaard devreye girer ve ilişkilerde erkek, kendini üstün, evin reisi olarak görse de kadının kölesi gibi davranmaktan vazgeçmeyecektir tespitini yapar. Evlenirken neden aramayan ve sadece evlenen bireyler neden evlendim (?) sorusunu kendilerine sormayacaklardır. Ve bu nedenle evlilikler daha uzun süreli olacaktır diyen düşünüre inanarak hareket edecek olursak çok da şey(!) yapmamak lazımmış!
Evlilik cinsellik midir?
Bütün birlikteliklerin bir süre sonra monoton bir hale dönüşeceğini, aile olmanın verdiği görevler, sorumluluklar, iş bölümü ve her günkü rutinlerin evliliği zorlayacağını ama ilk aşkın böyle zaman ve durumların tek kurtarıcısı olduğunu ifade eden Kierkegaard, cinsel ilişki için evlenmenin, hayvani içgüdülerle hareket etmenin kadına hakaret sayılacağını ifade eder. Ancak Schopenhauer’a göre evlilik; cinsel ve dünyevi ihtiyaçların, tensel arzuların giderilmesidir. Kadınla erkek arasındaki ilişki ruha değil, tensel olana dayanır. İki düşünürün aynı konudaki farklı görüşleri bir yana karşı cinse saygı duyup, kendi arzu ve isteklerimizi karşılayan bir nesne gözüyle görmemek her açıdan doğru olan davranıştır diye düşünmekteyim.
Kaç çeşit evlilik vardır?
Schopenhauer dünyevi ihtiyaçlar için evliliği önemserken, Kierkegaard aşk olmadan yapılan evlilikleri mantık evliliği ve anlaşmalı evlilik olarak ikiye ayırır. Tensellikten uzak ve dünyevi olanla sınırlı kalan evlilikleri ebediyet duygusu taşımadığı için önemsemez. İçinde aşk duygusu barındıran romantik aşkı ise şehvet duygusundan uzak, dünyevi zevk ve bedensel arzulardan peşinde koşmayan bir duyguya sahip olarak görür. Yani, karşımızdaki kişiye ebedi olan duygudan besleyerek gerçek aşkı yaşayıp, yaşatmamız gerektiğini ifade eder.
Neden Evlenmeyiz?
Evlenmek istemeyen bireyler ise özgür, mutlu oldukları ve sorumluluk almadıkları için kendilerini şanslı olarak görürler. Ancak bu toplum içinde taktıkları bir maskedir. Çünkü bu durumun yarattığı yalnızlık, huzursuzluk, karamsarlık ve mutsuzluk peşlerini bırakmayacaktır.
Ayrıca bazı melankolik kişiler, kendisinden başkasını düşünmez. Mutsuz olurum korkusu ile melankoliye kapılır ve bu nedenle evlenmez. Çünkü kendi zevkini her şeyin üstünde tutar. Bazıları ise karşıyı düşünür ve kimseyi üzmek istemediği için evlenmeyi düşünmez. Ancak her iki durum da korkaklıktır ve bu iki düşünceye sahip kişilerde evlilik gerçekleşemez. Yani Kierkegaard’ a göre cesaret bütün silahlardan üstünmüş…
Evlenmeden önce mi yoksa sonra mı âşık olunur?
Bu soruya önümüzdeki haftanın yazısında yanıt arayarak devam edebilme ümidi ve afetsiz günler dileğiyle…
*
HÜSEYİN KANZA





DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN