DOLAR43,9636% -0.03
EURO51,9959% -0.05
STERLIN59,3099% -0.15
FRANG57,1689% 0.78
ALTIN7.435,91% 0,00
BITCOIN65.523,96-1.532
reklam

EVLİLİK MESELESİ-II

Yayınlanma Tarihi : Google News
EVLİLİK MESELESİ-II
reklam

Geçen haftaki yazımızda evlilik konusunu düşünürlerin görüşleri ışığında incelemeye başlamış ve devam edeceğimizi söylemiştik. Bu haftaki yazımıza da bir sorunsalla başlayacağız. Evlenmeden önce mi yoksa evlendikten sonra mı âşık oluruz?

Kierkegaard’ a göre, mecburiyet duygusu evlilikten sonraki aşkın en önemli nedenidir. Görücü usulüyle evlenmiş bireylere yakın çevresi tarafından bu duygu zorla dayatılmıştır. Yani kişilerin birbirlerini sevmekten, birbirlerine âşık olmaktan başka şansları ya da seçenekleri yoktur. Mecburiyetin getirdiği bu durumda seçenek tektir ve taraflar kaderlerine razı bir birlikteliğin içerisinde, aşk ateşinin kıvılcımlarını ararlar bir ömür. Kıvılcımı bulup ateşi yakabilenler kendilerini şanslı hissederken bulamayanlar ise makus talihlerine kırgın, uzaklarında yanan aşk ateşinin ışığını kıskançlıkla seyreder dururlar. Bu tür evlilikler kırılgan bir yapıya sahiptir ve birlikteliğin devamını kişilerin birbirlerine beslediği duygulardan çok çevresel koşullar belirler. Bu koşullar genellikle kader algısı, ekonomik nedenler, çocuklar, namus ve ailenin şerefi ile toplumun değer yargılarının aileler üzerindeki gölgesidir.

Âşık olarak evlenenlerin birliktelikleri daha sağlam temellidir. Samanlık seyrandır çünkü gönüller birdir. Ama buradaki tehlike de bu aşkın ne kadar doğru temellendiği meselesidir. Aşkı bulduğunu ve yaşadığını sanarak evlenen birçok bireyin çok kısa sürelerde bu değilmiş, yanılmışım, bu adam/kadın böyle değildi! dediğine şahit olmuyor muyuz?

Daha önce de yazdığımız üzere Kierkegaard, evliliği teslimiyet ve fedakârlık olarak görmüştür. Ve düşünüre göre bunu becerebilen, kabullenebilen insan mutluluğu bulur, evliliğini devam ettirir. Evlilikte karşılaşılan her türlü olumsuzluk bir kenara atılıp ideal olan benimsenirse mutluluk bu sürecin sonunda mutlaka gelecektir.

Sanıyorum ki düşünür bizden kendi duygu ve düşüncelerimizi öteleyip ortak olana hizmet edecek bir hayat sürmemizi istemektedir. Yani Tanrı’nın ve geleneksel toplumun bizden istediğine kayıtsız şartsız teslimiyet ile duygu ve düşüncelerin feda edilmesi. Tam da burada benim aklıma şöyle bir soru geliyor. Özgür iradenin ortadan kalktığı, Tanrı’nın rızası veya toplumsal kabuller ile genel iradenin hüküm sürdüğü bu ortam ve durumda, rolünü iyi oynayanlarla çevrelenmiş bir sahte ilişkilerin icra edildiği, gölge tiyatrosu seyrediyor olmaz mıyız?

Bu tiyatroyu seyretmemek için; hata yapılacaksa, insan kendi özgür iradesiyle, kendi seçimlerinin sonucunda bu durumu yaşamalıdır. Kimseyi suçlamadan, kimseye bulaşmadan, kendi iyi ve kötülerimizle, kendi hayatımızın doğru veya yanlışlarıyla yaşamak daha dürüst bir seçim olmayacak mı?

Sanıyorum ki mutluluğun temelinde özgür seçimler yatıyor. Hiçbir toplumsal değer için insanın kendisini feda etmesi, kendi hayatını başkalarının arzularına teslim etmesi gerekmiyor. Gerekiyor ise de buna kişinin kendisi rızası yani özgür iradesi yol göstermelidir. Tanrı beni evlilikte imtihan edecekse bu imtihanda -kendi şıklarımın sonuçlarına göre- iyi ya da kötü puan almaya karar vermek benim hakkım olmalıdır. Ve herkes becerebildiği kadar, cevabını verdiği hayat sorularının sonucunu yaşamalıdır. İkinci bir hayatımız yok ve mezarlar pişmanlıkların da gömüldüğü koca bir derya gibi sessizce dalgalanıp, kıyılarımıza vurmaya devam etmektedir.

Şimdi baştaki sorumuzun cevabını biraz daha arayalım. Bir başka düşünür ne diyor ona bakalım.  Schopenhauer’a göre olay Tanrısal ya da toplumsal değildir. Çünkü bu durumu ortaya çıkaran tabiatın kendisidir. İnsanlar, tabiat tarafından kandırıldıklarının farkında değillerdir. Evlilik insanların üstüne bir yüktür ve bu yükü doğa ana yüklemiştir. Çünkü doğa üremek ve çoğalmak üzerine kurgulanmıştır. Tabiatın kendini devam ettirmesi için bütün canlıların çoğalması için çiftleşmesi gerekmektedir. Erkek bunu tek başına yapabilseydi kadına ihtiyaç duymayacaktı. Kadın, soyun devamlılığı için erkeğe sunulmuştur. Dolayısıyla evliliğin içinde teslimiyet duygusu aranmaz, ebediyet yoktur. Evlilikteki ebedilik, sonsuzluk duygusu dünyaya getirilen çocuktur.

“Evlenin pişman olacaksınız; evlenmeyin yine pişman olacaksınız, ister evlenin ister evlenmeyin, her iki şekilde de pişman olacaksınız.” diyen Kierkegaard evlilikte aşk yoksa hayvanilik ortaya çıkar diyerek kendimizi feda etmemizi isterken, eşlerimizi Tanrı’dan gelen bir armağan olarak kabul etmemizi ister. Dolayısıyla evliliği kutsal bir vazife olarak görür.

Schopenhauer ise evlilik; cinsel ve dünyevi ihtiyaçların, tensel arzuların giderilmesidir diye düşünür. Ve kadınla erkek arasındaki ilişkinin ruha değil, tensel olana dayandığını, cinsel arzularının içinde kıvranan erkeğin bu arzusunu doyurmak için âşık olduğunu, evlendiğini, bu durumun ise bir yanılsama olduğunu ifade eder.

Tam da burada Türkiye ölçeğinde ve günümüz gerçekleri ile ahlaksal olan nedir diye bir soru aklınıza gelebilir. Aslında genç bir Türk vatandaşının hayatını gözümüzün önüne getirerek buna cevap bulabiliriz. Okulunuzu bitirirsiniz, bir meslek edinir, askerlik probleminizi de aradan kaldırır bir kız bulur evlenirsiniz. Toplum, aile ve genel geçer kurallar sizden bunu ister ve bekler. Bu fiiliyat dayatma ile değil de kendi özgür iradesi ile gerçekleşiyor ise buna ahlaksal olan deriz.

Bu durumda her iki tarafta kendisinden ödün verir ve birbirleri için yaşamaya başlarlar. Lakin bu durum bireyselliklerini kaybettirmemelidir. Aksi halde kişilerin kendi kendilerine yabancılaşması sorunu ortaya çıkacaktır. Bu durum zaman içerisinde iki yabancıyı bir evin içinde birlikte yaşamaya mahkûm edecektir.  Adaylar, neden evlendiğini kendi kendilerine sormalı ve bunun cevabına göre seçimlerini yapmalıdır.

Velhasıl dostlar evlenmeden önce, sırası ve sonrasında insanlar birbirine âşık olabilirler. Bu aşkın hangi temel üzerine inşa edildiğini, kişilerin neden evlendiği sorusuna vereceği cevaplar arasında aramak gerekiyor diye düşünmekteyim. Evliliği ister cinsellik ister maddi konular, Tanrı ya da toplum iradesi, soyun devamı, hayata anlam katma, yaşadıklarına birisini şahit etme veya isterse güvenlik ihtiyacının tatmini için yapın hiç fark etmez. İsterseniz evliliği Schopenhauer gibi hayatta kalma, öldükten sonra bile var olmak isteği olarak tanımlayın. Her hâlükârda hayat yolculuğunuzu beraber yapacağınız kişiyi nasıl, ne kadar ve ne zaman seveceğinize kendiniz karar vereceksinizdir. Bu iradeyi ve isteği arttıran veya azaltan etkenlerden öteye yolunuz yoktur. Yani her şey kendi dairesi ve imkanları kadar vardır. Çünkü maddi cisimler sınırlı olmadıkça var olamazlar.

SON CÜMLE…

Kadın ve erkeğin evlilik çatısı ile bir araya gelmesi yaşamın bir gereğidir. Bu da türün devamı ve doğanın yaşamını devam ettirmesi veya Tanrı’ nın muradı diye temellendirilebilinir. Her durumda da tabiat kendini düşünür. İlk defa gördüğümüz bir insanda önce fiziksel durumu dikkatimizi çeker. Erkek ya da kadın fark etmez, fiziksel olarak hoşuna giden karşıtıyla birliktelik kurup, evlenmek ister. Bunun için âşık oluruz. İçinizde kıpırdayan, duygularınızı harekete geçiren bir his uyanır ve ilk görüşte âşık oldum dersiniz. Aslında bu bir yanılsamadır. Ama buna kendimizi inandırırız. Bu duygunun sahibiymiş gibi davranırız ancak zamanla efendi köle; köle ise efendi haline dönüşecektir. Yani aşk bizi kandırır. Türün devamı için aşk kölelik yapar ve bizi evlilik çatısının altında birleştirir. Bu birliktelik fiziksel zevk verir ve sahiplenme gerçekleşir. Sahiplenmenin yaşanmadığı birlikteliklerde duygu tatmin edilemez. Tatmin edilmeyen duygu sahibini arar ve sürekli bir boşluk içerisinde sizi dolaştırır durur.

Evlilik gerekli bir çatı mıdır? İnsanlar gerçekten istedikleri için mi evleniyorlar? Bu soruların cevabının olduğunu sanmıyorum. Ancak sıkıcı hayatımızı güzelleştiren, anlam katan ve hedef oluşturan, kaybolduğumuz karanlık yollarda bize ışık olan, dünyevi arzularımızı tatmin eden bir kurum olduğu açıktır. Ancak verdikleri kadar aldıklarını da biliyoruz. İşte bütün mesele fayda temelli hayatımızdaki bu çatının -Z- raporunun bizim açımızdan nasıl değerlendirileceği hususudur.

Hayatınızdaki armağanları sevebilmeniz ve onları çoğaltabilmeniz dileğiyle…

*

HÜSEYİN KANZA

reklam

YORUM YAP

reklam

DÖVİZ KURLARI

  • DolarDOLAR
    ALIŞSATIŞFARK
    43,879043,9636% -0.03
  • EuroEURO
    ALIŞSATIŞFARK
    51,854551,9959% -0.05
  • SterlinİNG. STERLİNİ
    ALIŞSATIŞFARK
    59,195059,3099% -0.15
  • FrangİSV. FRANGI
    ALIŞSATIŞFARK
    57,121957,1689% 0.78
  • Kanada DolarıKAN. DOLARI
    ALIŞSATIŞFARK
    32,194832,2256% 0.41
  • Çeyrek AltınÇEYREK ALTIN
    ALIŞSATIŞFARK
    11.895,8712.157,71% 0,00
  • Gram AltınGRAM ALTIN
    ALIŞSATIŞFARK
    7.434,927.435,91% 0,00
  • BitcoinBITCOIN
    FİYATDEĞİŞİM
    65.523,96-1.532
reklam

DÖVİZ ÇEVİRİCİ

  • Satış
    Alış