


Beslenme fiziki yaşamımızın temel ihtiyacıdır. Ancak, insanlık tarihi boyunca bu ihtiyacımızın inanç dünyamızda sembolik anlamları da olmuştur. Bu sembollerin kaynağı spiritüel yönümüz; 75 bin yıl önce Güney Afrika’nın Blombos mağaralarında ve 40 bin yıl önce İspanya’ nın kuzeyinde El Castillo mağaralarında çizilmiş resimlerde kendini göstermiştir. Bu resimleri, kalıntıları yorumlayan arkeologlar; o dönemdeki insanların yiyecekleri sembolik anlamlarda tasvir ederek ve belirli dönemlerde yiyecekten uzak durarak kutsal bir anlam arayışına yöneldiklerini ifade etmektedirler.
Yazının icadından sonraki dönemde ise Mezopotamya, Eski Mısır, Anadolu gibi kadim medeniyetlerin bulunduğu coğrafyalarda oruç ritüelinin yaygın olduğuna şahit oluyoruz. Babil tabletlerinden öğrenildiğine göre, özellikle Sümer ve Babil gibi medeniyetlerde orucun geniş bir uygulamasının olduğunu görüyoruz.
Eski Mısır’da ise Firavun ve rahiplerin kendilerini arındırma ritüeli olarak oruç tuttukları kayıtlarda görülmektedir. Anadolu da da Hititler başta olmak üzere tanrılarla iletişim kurmanın aracı olarak oruç ibadeti mevcuttu.
Antik Çin’de Taoizm ve Konfüçyüs gibi öğretilerde bedenin ve zihnin temizlenmesi için oruç ritüelinin yapıldığı bilinmektedir. Avrupa kıtasında Kelt ve Germen Paganizmine mensuplarınca hasat zamanı ve kışın sonu gibi dönemlerde yiyecekten uzak durmanın bereketi arttırdığına inanılırdı.
Ortadoğu’da İbrahim’i dinlerin ilk ayağı olan Yahudilik’ de oruç köklü bir yapıya sahipti. Mesela Musa Peygamberin Sina dağında 40 gün oruç tutarak Tanrı’dan on emri aldığı söylenir. Ayrıca Yahudilikte 25 saatlik Yom Kippur orucu tutulur. Bu oruç kişinin Tanrı ile ilişkisini yenilemesi, günahlarından tövbe etmesi ve zihnini ve bedenini arındırması için tatbik edilen bir ritüeldir.
Hristiyanlarda ise; paskalya öncesinde 40 gün süren Lent döneminde Ortodoks ve Katolik kiliseleri başta olmak üzere pek çok Hristiyan topluluğunda oruç tutulur.
Her iki inançtaki bu ritüeldeki oruç ibadeti, kişinin dünyevi zevklerden uzaklaşarak iç dünyasına dönmesini, kendini sorgulamasını ve Tanrıyla olan ilişkisini güçlendirmesini sağlayan evrensel ve manevi araç olarak ortaya çıkmıştır.
İslam’dan önceki cahiliye döneminde Mekke ve Medine çevresinde, Yahudi topluluklarınca tutulan aşure günü orucu yaygın bir gelenekti. Hicretin ikinci yılında Bakara suresi 183. ayet “Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı ki takvaya eresiniz” hükmüyle birlikte Ramazan orucu Müslümanlara İslam’ın beş şartından birisi olarak farz kılınmıştır.
Böylece eski toplulukların ve semavi dinlerin ortak bir uygulaması olan oruç ibadeti Müslümanların manevi hayatının merkezine yerleşmiştir. Özellikle Bakara suresinde oruç ibadeti yalnızca açlığa katlanmak değil aynı zamanda manevi bilinç, sabır ve takva duygusunu geliştirme aracı olarak da tarif edilir. Hz. Muhammed “kim kötü söz ve davranışları terk etmezse, Allah’ ın onun yemeği içmeyi terk etmesine ihtiyacı yoktur” diyerek orucun manevi yönüyle alakalı gerekli mesajı vermiştir.
Görülüyor ki oruç ibadeti insanlığın ilk dönemlerine kadar gitmekte, atalarımızın yaşamında olduğu gibi bugünkü çağdaş dünyada da varlığını devam ettirmektedir. Orucun amacı aç kalmak değildir. Diğer insanları düşünmek, nefsi terbiye etmek, iradeyi güçlendirmek ve manevi bir arınma yaşamaktır. Tarihi kanıtlar ile bilimsel veriler ortaya koymuştur ki fiziki ve manevi yönümüze çok büyük katkıları olan oruç ibadeti, vazgeçemeyeceğimiz bir ritüel olarak geleceğimizde de yerini koruyacaktır.
Sonuç olarak;
İnsan, inanç temelli yaşayan bir canlıdır. Ve inancı kendisi kadar eskidir. İnanç ihtiyacımızı bir şekille yansıtırız dünyaya ve buna din deriz. Herkesin kendisine göre bir dini vardır. Zira inandığımız din, hayatı anlamlandırmak ve temellendirmek için yaratıcı tarafından bizlere konulmuş olan yaşam kanunlarıdır diye kabul ederiz. Ve bu kanunları hayatımıza rehber edinir dışına çıkmamaya çalışırız. Gayemizi ve varlığımızın hikmetini din yoluyla tanımlarız. Yani din, sadece öbür dünyaya ilişkin inançlar dizisi değildir. Ayrıca günlük yaşamımızın -bütün boyutlarıyla- nasıl düzenlenmesi gerektiğinin ana kaynağıdır.
İnsan düşünür ama aynı zamanda hisseder, arar ve tamamlanmak ister. Manevi yönümüzün doyurulması gereklidir. Çünkü ruh boşlukta yaşayamaz. Ama ruh sadece tek bir anlamla da yetinmez. Boşluğun, derinliğin dolması ve katmanlarının tatmin edilmesi gerekir. Bu nedenle içimizde sürekli bir arayış hüküm sürer. Bu arayış fikir üretir ve fikir düşünceye dönüşür. Böylece, inançlarımız düşüncelerimizi, düşüncelerimiz davranışlarımızı, davranışlarımız da yaşamımızı belirler ve şekillendirir. Velhasıl, insanın maddi ve manevi yönünün tatmin kaynağı İNANÇtır. Oruç bu inancın dışa vurumu, tatmin araçlarından sadece bir tanesidir diyor;
Ramazan ayının manevi ikliminde iyileşebilmek ve güzelleşebilmek dileğiyle sevgiler, saygılar sunuyorum…
*
HÜSEYİN KANZA





DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN