


Bugünkü adı İran İslam Cumhuriyeti olan ülke, Pers imparatorluğunun günümüz temsilcisidir. Kadim bir medeniyet olan Persler, M.Ö. 550’den M.Ö. 331’e kadar (219 yıl) hüküm sürdü bugünkü İran’da. MÖ 550’de Kral Cyrus’un Pers kabilelerini birleştirmesiyle başladı ve MÖ 331’de Makedonya Kralı III. İskender’in fethiyle sona erdi. Ancak tarihi bir gerçek vardır ki bugünkü İran, dünyanın en eski devletlerinden birisidir.
Hatırlarsanız geçenlerde Amerika, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ yu yatak odasında eşi Cilia Flores ile uyurken Delta Force komandoları marifetiyle kaçırmıştı. Daha önce Irak’ta Saddam Hüseyin, Libya’da Muammer Kaddafi, Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmeleri de trajik bir durumdu. Sanırım, şimdi de İran yönetimi değişecek. Bu ne kadar süre alır bilinmez ama görünen odur ki İran’da rejim değişikliği kaçınılmaz gözüküyor. Zira savaşın ikinci gününde, devletin en üst kademelerinden birçok isim Amerika ve İsrail ittifakı tarafından öldürüldü.
Amerika’nın haydut devlet olduğunu bilmeyen var mı? Ancak, adını saydığım ülkelerin devlet başkanlarının durumu veya sadece Venezuela örneğini göz önünde bulunduracak olursak; Devlet Başkanı Maduro’ nun yatak odasında, bir başka ülkenin silahlı kuvvetleri tarafından -çok kısa- bir süre içerisinde derdest edilmesi, Amerika’da bir mahkemede yargılanması enteresan ve ibretlik bir durum değil miydi?
Bu örnekler çok güzel gösteriyor ki; adınız devlet olabilir ama vatandaşla organik bağınız yoksa, içi boş bir teneke kutusu ya da çöp kutusundan başka bir şey değilsinizdir.
Bu ülkelerin devlet başkanlarının başına gelenlerden dolayı kimsenin utandığını ve acı çektiğini düşünmüyorum. Çünkü utanma ve acı yaşanan olayın verdiği bir duygu değildir. Ya nedir? Olaya verilen anlamın bir getirisi, sonucudur.
Bu ülkelerin halkları bu olayları içsel değil, dışsal olarak yaşadı. Dış olaylar nötrdür ve kişiyi, kişilerden oluşan toplumu etkilemez. Oysa, algı ve olaya yüklediğin anlam değiştiğinde duygusal deneyiminde değişecektir. Seçimler, davranışlar ve tepkiler bu anlam üzerine şekil alacaktır.
Ne demek istiyorum?
Aslında olay gayet basit, açık ve şeffaftı. Hayata, kendi penceresinden bakarak yorumlayanlar, başka pencerelerden bakmayı beceremeyen kişi ve topluluklar gerçeği ıskalardı. İşte yaşananlarda buna bir örnek olarak kayıtlara geçti. İran’ ın halkına bir rejimi dayatması, insanı değil rejimi kutsal sayması neticesinde yaşanan kopmaların nereye evrileceğini yakında hep beraber tecrübe edeceğiz.
Amerika ve ortağı İsrail hayduttur, emperyalizmin en büyük temsilcidir falan… Ee, ne yapalım? Bu gerçeği nasıl değiştirip, dönüştürelim. Biz böyle düşünüyoruz, böyle söylüyoruz dediğimizde Amerika- İsrail değişecek mi? Ya da gerçek başkalaşacak mı?
Amerika Birleşik Devletleri bizim dışımızda bir oluşum ve bizim bu dışsal gerçeği değiştiremeyeceğimiz ortadadır. Değiştiremeyeceğimiz bu gerçeğe karşı kendimizi nasıl koruyup konumlandırmamız gerekiyor? Doğa kaynaklı olaylarda, depremde olduğu üzere zarar görmeden bu duruma karşı nasıl hazırlık yapacağız?
Emperyalizmi bükemeyiz. O, hep vardı ve var olmaya da devam edecektir. Zaman, mekân ve aktörlerin ismi değişir ama bu gerçek insanoğlunun yaşamındaki yerini sürekli korur. Ayrıca geçmişi, koşulları ve içinde bulunduğun zamanın getirdiklerini inkâr edip, kendine göre bükemezsin. Yapman gereken tek şey vardır. İç kodlarını, algını değiştireceksin. Zamanın ruhunu anlayacak, gerçeklere duygu elbisesi giydirip, süslemeyeceksin. Kendini kandırmaktan vaz geçeceksin. Gerçek yalındır, çıplak ve görünendir. Kabul edecek ve buna göre önlem alacaksın. Bunu yapmadığında kendini füzelere karşı sapanla taş atarken bulursun, aynı duvara tekrar tekrar çarparsın ve bunun nedenini de hiçbir zaman anlayamazsın…
Amerikan emperyalizmi ve ortağı İsrail bugün iran’ a çöktü. Bu çöküş uzaktan oldu ama tamamen gerçektir. Bir ülkenin başka bir ülkeyi işgal edip yönetmesi, kaynaklarını doğrudan kullanmasına sömürgecilik diyoruz. Ülkenin, görünüşte sahibi oranın vatandaşlarıdır ancak yerel halkı çalıştırarak kazancı kendi ülkesine götürmek sömürünün her zamanki düzenidir. Çürük devletler bu düzenin sürekli kaybeden, zarar eden müşterileridir.
Halkını arkasına almayan bir yönetimin ordusu cephede kazanamaz. Ordusu disiplinli ve vatansever olmayan bir ülke var olamaz veya devlet olarak kalamaz. Ordunun temel görevi ülkeyi korumak ve gerektiğinde bunun için savaşmaktır. Peki, örnek verdiğimiz ülkelerin ordusu neden savaşmadan, tek kurşun atmadan devlet başkanlarını yabancı bir güce öldürtmüş, sürgün veya teslim etmiştir?
Cevabını hepimiz biliyoruz aslında. Halka, demokrasiye dayanmayan, dünya gerçeklerine kendi penceresi dışında bakıp göremeyen ve bu çerçevede kendisini evirmeyen yönetimler yıkılmaya, dökülmeye ve bükülmeye mahkumdur.
Sözün özü, Amerika ve müttefiki İsrail kendilerine yakışanı yapmaktadırlar. Kendi halklarının refahı, mutluluğu ve konforlu yaşamının devamını sağlamak için sömürmeye devam etmektedirler. Bu yüzden özellikle ABD’nin başka ülke insanların hakkını, hukukunu düşünmesini beklemek, bu ülkelere demokrasiyi getirdiğini, insan haklarını egemen kılmaya çalıştığını düşünmek safdillik olur.
İran örneğinde olduğu üzere ne kadar eski ve köklü bir medeniyet olursan ol;
-Emperyalizme teslim olmamak için,
-Sürdürülebilir ve kalıcı devlet olabilmek için dünyada olan bitene pencereni kapatmayacaksın.
-Dünyaya, bilim ve teknolojiye arkanı dönmeyeceksin.
-Dünyayı iyi okuyacak, gelişmelere ülkenizin çıkarları penceresinden bakmaktan vazgeçmeyeceksin. Başka da çareniz yoktur.
Devletler arasındaki ilişkilere, sürekli dostluk ya da düşmanlık kılavuz değildir. Karşılıklı çıkarlar en önemli iletişim aracıdır. Dünyayı anlamak ve var olabilmek için dünün dersleri ile bugünün gerçekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu anlamdaki duygusallık yanılsamadır ve hayatın gerçekleri duyguyu büker. Bükülmek istemeyen toplumlar, iç dinamiklerini gerçeğe bakan pencerelerden edindiği olgularla örmelidir.
“Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir” diyerek çağımızın tehlikesini işaret eden George Bernard Shaw’a ve “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözünde ifadesini bulan olguya selam olsun. Bu olgu, savaş özelinde bütün afetlerde direnç geliştirme kapasitemizin altında yatan gerçeklerin senaryosudur. Bu senaryoyu çağın gerçeklerine uygun hale getirmeyen toplumlar maddi ve manevi zarara açık toplumlar olduğu gibi bağımsızlıklarını da kaybeden toplumlar olacaktır.
Savaşsız, barış dolu yarınlar dileğiyle…
*
HÜSEYİN KANZA





DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN